Home genel “Paris Sadece Eyfel Kulesi Değil: Parisli Gibi Yaşadığım 48 Saat”
genel

“Paris Sadece Eyfel Kulesi Değil: Parisli Gibi Yaşadığım 48 Saat”

Share
Share

null

Paris Sadece Eyfel Kulesi Değil: Parisli Gibi Yaşadığım 48 Saat

Merhaba sevgili okuyucularım! Meral ben, bir kabin görevlisi ve iki çocuk annesi. Yıllardır gökyüzünde süzülürken, bir yandan da yeryüzünde annelik yapmaya çalışıyorum. Bu iki farklı dünyanın bana kattığı deneyimleri, seyahat tutkusunu ve annelik içgüdüsünü harmanlayarak sizlerle paylaşmak beni çok heyecanlandırıyor. Bugün sizlere, benim için çok özel bir şehir olan Paris’te, bir Parisli gibi yaşayabileceğiniz 48 saatlik bir rehber sunacağım. Hazır olun, çünkü bu sadece turistik bir gezi değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı deneyimi olacak.

Paris’e İlk Adım: Havaalanından Şehir Merkezine Ulaşım

Paris’e ayak bastığınızda, ilk yapmanız gereken şey şehir merkezine ulaşmak. Charles de Gaulle (CDG) veya Orly (ORY) havaalanlarından birine ineceksiniz. CDG’den şehir merkezine ulaşmak için RER B trenini kullanabilirsiniz. Hem ekonomik hem de hızlı bir seçenek. Orly’den ise Orlybus veya Orlyval trenini tercih edebilirsiniz. Ben genellikle RER B’yi tercih ediyorum çünkü direkt Gare du Nord’a kadar gidiyor ve buradan da metro ile istediğim yere kolayca ulaşabiliyorum. Unutmayın, Paris’te toplu taşıma çok gelişmiş, bu yüzden metro haritasını indirmek hayat kurtarır!

Kabin görevlisi olarak yıllardır uçuyorum ve şunu fark ettim ki, havaalanından şehir merkezine ulaşım ne kadar rahat olursa, seyahatiniz de o kadar keyifli başlar. Bir keresinde Roma’da havaalanı taksisine bindiğimde, taksimetre bir anda hızlanmaya başladı ve ben şok içinde ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sonradan öğrendim ki, turist olduğumu anlayan taksici beni dolandırmaya çalışmış. Bu yüzden, özellikle yabancı bir şehirdeyseniz, toplu taşıma her zaman daha güvenli ve hesaplı bir seçenek.

Konaklama: Butik Oteller ve Airbnb Seçenekleri

Paris’te konaklama seçenekleri oldukça çeşitli. Lüks otellerden, şirin butik otellere, Airbnb dairelerinden hostellere kadar her bütçeye uygun bir yer bulmak mümkün. Ben genellikle Marais veya Saint-Germain-des-Prés bölgelerindeki butik otelleri tercih ediyorum. Bu bölgeler hem merkezi konumda hem de Paris’in o eşsiz atmosferini soluyabileceğiniz yerler. Airbnb de harika bir seçenek olabilir, özellikle de bir aileyseniz veya daha uzun süreli bir konaklama planlıyorsanız. Bir arkadaşım geçen yaz Airbnb’den harika bir daire kiralamıştı ve bana sürekli fotoğraflarını gönderiyordu. Dairenin balkonu Eyfel Kulesi manzaralıydı ve o kadar güzeldi ki, ben de hemen bir sonraki Paris seyahatim için aynı daireyi ayarlamaya çalıştım.

Çocuklarımla seyahat ederken, konaklama yerinin konumu ve olanakları benim için çok önemli. Oğlum küçükken, oteldeki havuz onun için en büyük eğlence kaynağıydı. Şimdi ise, daha çok merkezi konumda olan ve çevresinde parklar bulunan otelleri tercih ediyoruz. Çünkü parklar, çocukların enerjilerini atabilecekleri ve benim de biraz dinlenebileceğim harika yerler.

Güne Başlangıç: Kruvasan ve Kahve Keyfi

Paris’te güne başlamanın en güzel yolu, taze bir kruvasan ve mis kokulu bir kahve eşliğinde güne merhaba demek. Paris’in her köşesinde birbirinden şirin pastaneler ve kafeler bulabilirsiniz. Ben genellikle Saint-Germain-des-Prés’deki “Café de Flore” veya “Les Deux Magots” gibi tarihi kafeleri tercih ediyorum. Bu kafelerde oturup, etrafı izlemek ve Paris’in o kendine özgü atmosferini solumak benim için bir ritüel haline geldi. Hemen deneyebileceğiniz bir öneri: Kruvasanınızı bademli (amande) seçin ve kahvenizi “café au lait” olarak sipariş edin.

Kabin ekibinden bir arkadaşım, her Paris layover’ında aynı pastaneye gider ve aynı kruvasanı yer. Ona nedenini sorduğumda, “Bu kruvasan bana Paris’i hatırlatıyor ve beni mutlu ediyor,” demişti. Bence de, seyahatlerimizde bizi mutlu eden küçük ritüeller yaratmak çok önemli.

Öğle Yemeği: Bistro’larda Geleneksel Lezzetler

Paris’te öğle yemeği için sayısız seçenek var. Ancak, benim size tavsiyem, geleneksel bir bistro’da “steak frites” (patates kızartması eşliğinde biftek) veya “soupe à l’oignon gratinée” (graten soğan çorbası) denemeniz. Bistro’lar, Paris’in kalbi gibidir. Burada, yerel halkla sohbet edebilir, Paris yaşamının nabzını tutabilirsiniz. Ben genellikle Marais bölgesindeki “Le Bouillon Chartier” gibi tarihi bistro’ları tercih ediyorum. Burası hem uygun fiyatlı hem de çok otantik bir atmosfere sahip.

Bir uçuşta karşılaştığım yolcu, bana Paris’teki en iyi bistro’nun nerede olduğunu sormuştu. Ben de ona “Le Bouillon Chartier”i tavsiye ettim. Birkaç gün sonra, beni aradı ve “Hayatımın en güzel yemeğini yedim,” dedi. Bu beni çok mutlu etmişti. Çünkü, seyahatlerimizde sadece turistik yerleri görmek değil, aynı zamanda yerel kültürü de deneyimlemek çok önemli.

Öğleden Sonra: Sanat ve Kültür Turu

Paris, sanat ve kültürün başkenti. Öğleden sonra, Louvre Müzesi’ni ziyaret edebilir, Mona Lisa’yı yakından görebilirsiniz. Ancak, Louvre çok büyük bir müze olduğu için, önceden plan yapmak ve hangi eserleri görmek istediğinize karar vermek önemli. Eğer sanatla çok ilgili değilseniz, Musée d’Orsay’ı da ziyaret edebilirsiniz. Burası, eski bir tren garı binasında yer alıyor ve empresyonist sanatın en güzel örneklerine ev sahipliği yapıyor. Ben genellikle Louvre’u ziyaret etmeden önce, internetten bir rehber indiriyorum ve sadece görmek istediğim eserlere odaklanıyorum. Hemen deneyebileceğiniz bir öneri: Louvre’u ziyaret etmek için en iyi zaman, sabah erken saatler veya akşam geç saatlerdir.

Çocuklarımla müzeleri ziyaret etmek her zaman kolay olmuyor. Oğlum küçükken, müzede koşmaya ve bağırmaya bayılırdı. Şimdi ise, daha sakin ve ilgili. Ancak, yine de müzeleri ziyaret etmeden önce, onlara müzede neler göreceklerini anlatıyorum ve onları motive etmeye çalışıyorum. Bir keresinde, Louvre’u ziyaret ederken, oğlum Mona Lisa’nın neden bu kadar ünlü olduğunu sormuştu. Ben de ona, Mona Lisa’nın gizemli gülümsemesinin onu bu kadar özel yaptığını anlatmıştım.

Akşam Yemeği: Romantik Bir Akşam

Paris’te akşam yemeği için sayısız seçenek var. Ancak, benim size tavsiyem, Seine Nehri kıyısında romantik bir akşam yemeği yemeniz. Birçok restoran, nehir manzaralı teraslara sahip ve burada mum ışığında yemek yemek gerçekten unutulmaz bir deneyim. Eğer daha uygun fiyatlı bir seçenek arıyorsanız, Latin Mahallesi’ndeki restoranları da tercih edebilirsiniz. Burada, farklı mutfaklardan lezzetler bulabilirsiniz. Ben genellikle Seine Nehri kıyısındaki “Le Jules Verne” gibi lüks restoranları tercih ediyorum. Burası, Eyfel Kulesi’nin ikinci katında yer alıyor ve muhteşem bir manzaraya sahip.

Kabin ekibinden bir arkadaşım, evlilik yıldönümünü Paris’te kutlamıştı ve bana “Le Jules Verne”de yediği yemeğin hayatının en romantik akşam yemeği olduğunu söylemişti. Bence de, Paris, romantizm için mükemmel bir şehir.

Gece Hayatı: Caz Kulüpleri ve Barlar

Paris’te gece hayatı da oldukça hareketli. Caz müziği seviyorsanız, Latin Mahallesi’ndeki caz kulüplerini ziyaret edebilirsiniz. Eğer daha hareketli bir şeyler arıyorsanız, Champs-Élysées’deki barları veya gece kulüplerini tercih edebilirsiniz. Ben genellikle Latin Mahallesi’ndeki “Le Caveau de la Huchette” gibi caz kulüplerini tercih ediyorum. Burası, Paris’in en eski caz kulüplerinden biri ve burada canlı müzik dinlemek gerçekten çok keyifli.

Bir uçuşta karşılaştığım yolcu, bana Paris’teki en iyi caz kulübünün nerede olduğunu sormuştu. Ben de ona “Le Caveau de la Huchette”i tavsiye ettim. Birkaç gün sonra, beni aradı ve “Hayatımın en güzel caz konserini dinledim,” dedi. Bu beni çok mutlu etmişti. Çünkü, seyahatlerimizde sadece turistik yerleri görmek değil, aynı zamanda yerel kültürü de deneyimlemek çok önemli.

Alışveriş: Butik Mağazalar ve Pazarlar

Paris, alışveriş için de bir cennet. Champs-Élysées’deki lüks mağazalardan, Marais bölgesindeki butik mağazalara, Saint-Ouen’deki bit pazarına kadar her zevke ve bütçeye uygun bir şeyler bulmak mümkün. Ben genellikle Marais bölgesindeki butik mağazaları tercih ediyorum. Burada, tasarımcıların özel koleksiyonlarını bulabilirsiniz. Eğer daha uygun fiyatlı bir şeyler arıyorsanız, Saint-Ouen’deki bit pazarını da ziyaret edebilirsiniz. Burada, antika eşyalardan vintage kıyafetlere kadar her şeyi bulabilirsiniz. Unutmayın, Paris’te pazarlık yapmak adettendir!

Çocuklarımla alışveriş yapmak her zaman kolay olmuyor. Oğlum küçükken, mağazalarda koşmaya ve eşyaları karıştırmaya bayılırdı. Şimdi ise, daha sakin ve ilgili. Ancak, yine de alışveriş yapmadan önce, onlara ne alacağımızı anlatıyorum ve onları motive etmeye çalışıyorum. Bir keresinde, Paris’te alışveriş yaparken, oğlum bana “Anne, bana Eyfel Kulesi şeklinde bir oyuncak alır mısın?” diye sormuştu. Ben de ona, Eyfel Kulesi şeklinde bir oyuncak almıştım ve o çok mutlu olmuştu.

Son Tavsiyelerim

Sevgili okuyucularım, Paris’te bir Parisli gibi yaşayabileceğiniz 48 saatlik rehberimin sonuna geldik. Umarım, bu rehber size Paris’i daha yakından tanımanıza ve unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşamanıza yardımcı olur. Unutmayın, Paris sadece Eyfel Kulesi’nden ibaret değil. Paris, aynı zamanda bir yaşam tarzı, bir kültür ve bir tutku. Bu yüzden, Paris’e gittiğinizde, sadece turistik yerleri görmekle kalmayın, aynı zamanda Paris’in o eşsiz atmosferini soluyun, yerel halkla sohbet edin ve Paris’in tadını çıkarın.

Bir hostes anne olarak size son bir tavsiyem var: Seyahatlerinizde her zaman açık fikirli olun ve yeni deneyimlere hazır olun. Çünkü, seyahatler bizi sadece yeni yerler keşfetmeye değil, aynı zamanda kendimizi de keşfetmeye yönlendirir.

“`

Share